9 Mart 2009 Pazartesi

Yaşamak ağaç gibi tek ve hür



Slumdog Millionaire filmi ile Hindistan, dünya gündemine oturmuş durumda.
Filmi anlatıp izlememiş olanların canını sıkmayacağım.. Anlatmak istediğim, filmin bana düşündürdüğü başka şeyler var:

Hindistan, Pakistan, Cezayir, Güney Afrika gibi, uzun yıllar Batılı devletlerin sömürgesi olduktan sonra bağımsızlığını kazanmış ülkelerdeki halkların davranış biçimleri her zaman ilgimi çekmiştir.

Madem güncel, Hindistanı ele alalım :

Hemen hemen hepsi İngilizce konuşan; fakir kalmış yığınlar, öte yandan, bilişim sektöründe ve matematikte dünyanın sayılı beyinlerini yetiştirmiş bir elit kesim. Kriket oynayıp, direksiyonu sağa yerleştirilmiş arabalarını kullanan, sömürgecisine karşı bir aşk- nefret ilişkisi geliştirmiş, şizofrenik özellikler gösteren, kafası karışık bir kitle.
Antik çağlarda ,piramitlerin "uzaylılar" tarafından yerleştirildiği iddia edilir; yapının teknolojisi ile o dönemki medeniyetin uyumsuzluk gösterdiği fikrinden yola çıkılarak.
Bu iddialar deli saçması mıdır bilemem.. Bildiğim tek şey, Batılı sömürgeciler tarafından empoze edilen medeniyet, böylesi bir kan uyuşmazlığı yaratmış Hindistan'ın bünyesinde. O halde hiçbir ironiye çok şaşırmamak lazım: Hintli diplomatın kaleme alıp, "Who wants to be a Millionaire?" yarışması ekseninde Hindistan varoşlarının sefilliğini anlattığı; İngiliz yönetmenin de senaryolaştırdığı film, "Oscar" töreninde ödülleri sildi süpürdü. Kutlu olsun..

Şahsiyetine önem verenler için, bağımsızlık en büyük haslettir. Hepinizin hayatında veya çevresinde muhakkak yaşanmıştır : Bir insan tökezleyip, desteğe muhtaç duruma düştüğü zaman, en yakın bildiklerinin bile ona yaklaşımı değişir. Milletler için de aynı kural geçerlidir, düşenin, bu sebeble de bağımsızlığından ödün verenin dostu olmaz, patronu olur.

Türkiye Cumhuriyeti, bu gerçeğin bilincine sahip bir lider, Mustafa Kemal tarafından kuruldu. Bu noktada hayatından bazı kesitleri ele alalım :

Babası ölmüş, annesi de maddi sebeblerle ikinci bir evlilik yapmış bir genç adam olan Mustafa Kemal, bu durumdan hoşlanmaz. Artık evinin hakimi olamayacaktır, evden taşınır.

İlerleyen yıllarda, bir asker olarak, kendisinden daha yeteneksiz olmasına karşın sarayla kurduğu akrabalık bağı sayesinde sürekli yükselen rakibi tarafından tehdit görülüp dışlandıkça; kendi dışında gelişen olaylar yüzünden haksızlığa uğramanın ne demek olduğunu öğrenir.

Kimi belgesel eşrafı, bu tecrübelerin onu yalnızlığa ittiğini iddia eder. Bana göre ise kayıtsız şartsız bağımsızlığı savunan bir liderin sağlam karakterinin yapı taşlarını oluşturmuştur bu kişisel tecrübeler.

Kayıtsız şartsız bağımsızlığı nasıl mı savunmuştur Mustafa Kemal?

Kurtuluş mücadelesinin başında, yola çıktığı arkadaşlarının çoğunluğu "Amerikan himayesini" tek çıkar yol olarak görmektedir. Mustafa Kemal Paşa'nın cevabı nettir:

"Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz"

Kurtuluş Savaşı'nda sadece bir savunma muharebesi (1. İnönü) kazanıldıktan sonra Londra Konferası toplanmıştır. Mustafa Kemal meşru bir hükümete sahip değildir henüz, isyancı pozisyonundadır, ordusunu da doyurmakta zorluk çekmektedir. Muhatapları ise Dünya Savaşı'nı kazanmış ülkelerdir. Dış İşleri Bakanı Bekir Sami bu konferans boyunca, ekonomik imtiyazlar vererek, İngiliz, Fransız, İtalyan temsilcileri ile ayrı ayrı antlaşmalar imzalar.Mustafa Kemal bu antlaşmaları kabul etmektense savaşa devam edecek, Bekir Sami'yi de görevden alacaktır. Savaştan sonra kurmayı düşündüğü devletin ekonomik bağımsızlığı da pazarlık konusu değildir. "Çocuğu veren Allah rızkını da verir" mantığı ile verilecek tavizlerle yarı-bağımsız bir ülke kurulacağına, savaşa devam edilir. Ne de olsa karakter de, dik duruş da, vizyon da zor zamanlarda ispat edildiği zaman değerlidir.

Türkler tarih boyunca 15 devlet batırmış olsalar da, İran ve Tayland milletleri ile beraber, Batı harici dünyada sömürge olmamış üç milletten biridir.

Bunu da en çok 16. devleti kuran o "Yalnız Adam" 'a borçlu.
Selam olsun..

Share/Save/Bookmark

4 yorum:

Ayberk dedi ki...

Harika bir yazi olmus. Tebrikler...

Selçuk dedi ki...

bak bu olmuş.

ProBos dedi ki...

Cok dogru, eski somurgelerde yasayan halklarin genel somurgelestirilememis milletlere nazaran genel bir buruklugu herzaman var. Bunu her zaman hissedersin.
Hatta guney amerikalilarda nufusunun cogunu somurgeci devletten oraya gocmus insanlarin olusturdugu ulkelerle, nufusu yerli ve afrika kokenli olanlar arasina bile vardi bu fark.

arjantin, columbia, venezuella, brezilyanin guneylileri vs. perulular, bolivyalilar meksikalilar ve antilliler gibi.

somurgeciler, lisan, medeniyet, uretim ve somuruyu ogretiyorlar ama yonetimi ogretmiyorlar maalesef.

Arzu Pınar dedi ki...

Mustafa Kemal ve o dönem hayatlarını feda edenler sayesinde yaşadık bu bağımsızlığı. Ama hiç değerini bilmeden, müsrif mirasyediler gibi. Şimdi ne kendi gücümüzün farkındayız, ne de değerlerimizin. Şişman hanım evlatları gibi olduk.