8 Aralık 2009 Salı

Türkiye vasatlar ülkesidir yeğen



Ligde alınan kötü sonuçlar sonrası Frank Rijkaard futbol kamuoyumuzun kurban etmeye çalıştığı en önemli değer haline geldi.

Hemen her teknik direktörün maruz kaldığı gibi, “sağda bu oynar mı, oyundan şu çıkar mı, çift önlibero, tek forvet” klişeleri ile eleştiriliyor.

Bayanlar, Baylar!
Sayı ile kendinize gelin..

Blog okuyanların çok iyi tanıyacağı borges ile pişti olmamak adına kendisinin bugünkü yazısından alıntılıyorum Frank Rijkaard’ın kariyerini:

“Rijkaard'in ilk sezonunda Galatasaray takimi ile yaptigi 15 mac sonucundaki puan tablosu şu şekildedir:

4. Galatasaray 15 - 9 - 3 - 3 - 30

Barcelona ile ilk sezonunda on üçüncü durumda iken on beş maç sonucunda oluşan puan durumu da bu şekildedir:

13. FC Barcelona 15 - 5 - 5 - 5 - 19 - 20 - (-1) - 20

Rijkaard, Barcelona'ya geldiğinde kulüp bazında çalıştırdığı tek kulüp olan Sparta'yı kulüp tarihinde ilk olmak üzere küme düşürmesi etiketini taşıyordu, o muhteşem Hollanda milli takımıyla yaşadığı 2000 performansı dışında..

Ne ilginçtir ki ikinci kulup takımı kariyerine de yukarıdaki istatistikler ısığında devam etmiş ve kulüp tarihinde ilk defa küme düşürme potasına sokmuştur. Ve fakat bir devre sonucunda o potadan inanılmaz bir seri yakalayarak Valencia'nın ardından ligi ikinci bitirme başarısını gösterebilmiştir. Barcelona Rijkaard öncesi son şampiyonluğunu 1998/99 yılında Van Gaal yönetiminde kazanmıştı. Rijkaard ile 5 yıl aradan sonra La Liga şampiyonluğunu tekrardan kucaklıyordu ikinci yılında.. Kendisinden önce mükemmel bir kadronun devamı niteliğinde bir başarısı olmadan üzerine bir yıl sonra ikinci kez Barcelona'yı şampiyon yapar iken aynı yıl Şampiyonlar Ligi Kupasını 14 yıl aradan sonra Barcelona'ya kazandırıyordu. Çok değil 3-4 yıl önce Mourinho'yu eleyen, onunla kıyaslanan bu adam bugün futbolu bilip bilmediği konu edilebiliyor. İlginç bir milletiz.

Şimdi futbolu bilmeyen bir adam hem teknik direktör ve aynı zamanda futbolcu olarak futbolun en üst noktası olarak kabul edilen Şampiyonlar Ligi'ni kazanan dünyadaki beş insandan birisidir. Barcelona kulübü yıllar sonra şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu görüyor bu teknik adam yönetimi altında.. Futbolculuğuna girseniz kupa galiplerinden UEFA Kupası'na, İtalya şampiyonluğundan Avrupa Şampiyonluğuna ve hatta Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu üç kez almasına kadar gider ki bitmez bu kupalar lakin sizler de utanmazsınız o çok başka.

Futbolu bilmeyen Rijkaard, Barcelona gibi bir kulübu kendi sistemine göre inşa eder iken kulübün tarihinde bir ilki gerçekleştirip devre sonunda küme düşme potasına sokmasına rağmen bugün uzay futbolunu oynayan takım olarak adlandırılan yapının temellerini atabilmiştir..”


Buna ek olarak ben de birkaç olay hatırlatayım..

2002 yılında Rüştü’yü flaş transfer diye lanse eden, Messi, Iniesta gibi çocuk yaştaki yetenekleri yeşertmeye çalışan Rijkaard’ın Barcelonası’nın karşısında, Real Madrid’in 1. Galacticos dönemi vardı. Zidane, Raul, Figo ve Beckhamlı kadronun bileğini kimseler bükemiyordu..

Barcelona tarihinde Santiago Barnebau stadında Real Madrid’i iki kere üst üste yenen tek hocadır Frank Rijkaard. Hem de o Real Madrid’i..

İkinci galibiyetinden sonra (3-0), Real Madrid tribünleri tarafından alkışlanmıştır
Barcelona. İki takımın aralarındaki rekabeti bilenler, (evet futbol kamuoyumuzun çoğunluğunun bu rekabetin detaylarından da pek haberi yoktur) bu olayın futbol tarihinin mihenk taşlarından biri olduğunu akıllarından çıkarmazlar.

Rijkaard’ın futbolu bilmediğini iddia eden ulemalara sormak isterim.

Gelirken bilmiyor muydunuz, Frank Rijkaard-Johan Neeskens projesinin, en az 2 yıllık bir çalışma sonucu ürün vereceğini?

Zahmet edip Barcelona’nın çıkışını araştırmadınız mı?

İlk geldiğinde neden eleştirmediniz, neden “B Planı yok, bir sistem ezberler sürekli onu uygular” demediniz?

Henüz beş ay geçti, çok iyi hatırlıyorum: Ağzı açık ayran budalası gibi alkışlıyordunuz, Rijkaard’ı getiren Galatasaray yönetimini.

Şimdi ise, iki üç puan kaybı sonrası, hocayı fizik olarak sahada biten oyuncuları çıkardı diye eleştiriyorsunuz...

Bu tip içi boş, desteksiz eleştiriler kıraathanelerde de yapılıyor, kanaat önderlerinin çapı bu kadar olan toplumdan başka ne beklenir ki?

Türk televizyon tarihinde kalite açısından devrim yaratan bir dizi var, ismi Ezel.

Ezel’in Ramiz Dayısı’na sorsaydık Rijkaard’a yapılan eleştirileri şöyle yanıtlardı:

”Türkiye vasatlar ülkesidir yeğen, yılanlar ayağının altını sokmak ister üstte olanın, sırf kendileri gibi sürünsün diye herkes.”

Bizim neyimize Frank Rijkaard?
Share/Save/Bookmark

5 yorum:

arzu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
arzu dedi ki...

Öncellikle bu güzel yazı için teşekkürler , ellerine sağlık.

Rijkaard'a yapılan eleştiriler,yermeler bir Türkiye sorunu aslında.Biz fikir sahibi olmadan zikir sahibi olan, eleştiri yapmayı kötülemek olarak algılayan, üstümüze düşmeyen görevleri görev edinen , abartmakla yermek arasında ki çizgiyi asla bulamayan ve bu konuda uçlarda yaşayan bir milletiz.
"Ben " başarılı değilsem "sen"de ,"siz" de ,"O" da olmasın düşüncesi içindeyiz...Takım çalışmasılarında her zaman bu yüzden sorunlar yaşarız işte,okulda,hayatın her yerinde ...
Bu yüzdendir ki takım sporlarında turnuvalara katılma sürekliliğimiz yok.Ama diğer tarafdan iş güreşe, haltere gelince madalya bırakmayız başkalarına.Ne de olsa orda "bir" kişidir .
Futbola da takım olgusundan daha cok bireysel bakıyoruz.Maç sonunda 2-3 futbolcu maç kazandırdığı için övülürken, kaybedildiğinde 2-3 kişiyi suçluyoruz.. Futbolcularımızda aynı mantıkla ilerliyor.Kahramanlığa soyunmak isterken "bir"eyselce ya rezil ya vezir oluyorlar.

Gerçekten futbolun oyun oldugunu izleyeni keyif vermesi gerektiği kaç kişi yaşıyordur bu futbol uleması memlekette.

Rijkaard'ı eleştirmeden önce aynaya asıl kendimize tutmalıyız. Sonuçlarına katlanarak hemde.Futbolu gerçekten biliyor muyuz ,yoksa hiç bilmeden mi ahkam kesiyoruz?

Son olarak bu kadar futbolla yatan , bu kadar futbol bilgisi üst seviyelerde olan bir memlekette sadece 1 teknik direktörün milan'da çalışması da ironi mi yoksa acı gerçek mi?

POSTER BOY NYC dedi ki...

Dostum eline koluna saglik yazi icin.
keske butun GS taraftari senin benim gibi olsa medyanin gazina gelmese takiminin oynamaya calistigi zevkli akilli tempolu futbolu gorse keske.Bu ulke dunyanin en degisik ulkesi herkez herseyi bilir hersey hakkinda yorum yapar ve yapilan hicbirseyden memnun olmaz.Bir seyide bilme arkadas bir seyden de memnun ol.
bir fikra vardir.adamin biri olmus cehenneme gitmis almislar bunu kapidan cehenneme ates kuyusuna aticak zebaniler adam bakmis butun kuyularin onunde zebaniler bekliyor cikmaya calisanlari tekrar kuyuya atiyor ama bir kuyunun onunde hicbir zebani yok.niye diye sormus,orasi turklerin kuyusu orda birisi tam kuyudan cikacakken arkadan cikamayanlardan birisi pacasindan tutup asagiya cekiyor bize gerek yok orda diye cevap vermis.

bizi anlatan guzel bir hikaye.

SINO dedi ki...

Rijkaard gidince Mourinho gelecek ya o yüzden bu kadar pervasızız.

Ben de bir fıkra yazayım bari :

Temelle komşusu Dursun kavgalıymıs
Birgun bır cin belirmiş ve Temel'e demıs kı :

"Ne ıstersen dıleyeblırsın benden
ama bı sartım var:
Elde ettiğinin ıkı katını da komşun Dursun'a verıcem

Temel de cevaben:
1 gozumu kor et demıs

GialloRosso dedi ki...

İlk seneyi gözden çıkarmıştım, yönetimin hoca konusunda ciddi bir hazırlığı olduğunu duyduğumda. F.R. açıklandığında herkes gibi bende inanamamıştım. Şimdi "hoca değil" diyen basın gibi. Ama hoca içinde az üzülmedim, bu taraftara bu medyaya bu yönetimlere baktığımda. Asıl sorun Türkiye'ye kaliteli hoca gelmesinde değil, diğerlerinin kalitelerinin düşük olmasında. Ben Rijkaard'la 5 seneye razıyım artık. Hele o maçtan sonraki açıklamalarını dinledikten sonra.

Not: Yazılardan mahrum kalmayalım, arayı soğutmayalım. :)